31 Aralık 2011 Cumartesi

Yıl 2012...

Eveeettt...

Nihayet girebildik 2012'ye...

Değişen bir şey oldu mu?

Benim cephemde yok valla.. İncirli tatlımı yaptım... Kahvemi ve çikolatamı aldım. Her zaman ki gibi evimde bir güzel oturuyorum.

Ha 1 sene boyunca incirli kek yapmak zorunda da kalabilirim yani:))

Neyse yinede bu sene değişik birşeyler olur inşallah...

Hepi Niv Yıııırss:))

Bir Cumartesi Günü...

Cumartesi şu sıralar eeen çok sevdiğim gün olarak listenin başında yer almakta :))

Gerçi artık bünyem o kadar yorgun o kadar bezgin ki Cumartesi Pazar dinlenmeye yetmiyor.

Hoş bu tatil günlerim genellikle temizlik ve görmediğim eş-dost-akraba ziyaretleriyle geçiyor ama olsun bu da bir şey.

Artık etrafımda ki herkes "Seni göremiyoruz" diye şikayetlerde...

Ama yetişemiyorum. Hiç kimseye...Hiç bir şeye...

Tatil günlerim de ailemle mi vakit geçireyim?

Arkadaşlarımla mı vakit geçireyim?

Akrabalarımla mı görüşeyim?

Komşularla mı görüşeyim?

Temizlik mi yapayım?

Kendime mi vakit ayırayım?

Yoksa dinleneyim mi?


Hadi bakalım çok bilinmeyenli denklemi çözebilecek biri var mı?

Bu problemin 2 çözümü var. Ya kendimden bir sürü klonlatacağım ya da gün olur da bir gün evlenirsem çalışmayacağım :D

Ve işin sinir bozucu yanı da bu tatil günleri nasıl çabuk geçiyor yahu...

Hiç anlamıyorum. Ahanda bir Cumartesi gününün yine sonuna geliyoruz.


Oooof of...

Hani derler ya yeni yıla nasıl girersen tüm yılın öyle geçer ... Bu yıl yeni yılın ilk günü Pazar'a denk geliyor...

Hani diyorum ki acaba tüm sene Pazar günü gibi mi olur ki:))))

30 Aralık 2011 Cuma

Gecenin Huzuru...

Gece huzurludur...  Özellikle bir sonraki gün tatilse:)

Cuma gecelerini bu yüzden daha bir sever oldum.

Artık 2 Cumartesi tatil yapıp 1 Cumartesi çalışıyorum çünkü.

Kendimle kaldığım zaman radyomu açıyorum, mumlarımı yakıyorum vs. vs. Yani kısacası hoşuma gidecek ne varsa yapıyorum ki haftanın stresi gitsin. Tavsiye ederim güzel oluyor.

Ha bir de sabah telefonun alarmıyla uyanmayacağını bilmek oooo işte bu yaa esas huzur bu:)

Aslında bugünlerde kafama takılan bir konu var...

Zaman nasıl geçiyor?!!

Bu soruyu sormama sebep olan şey ise sade ve sadece bir lise üniformasının arması.

Dün dolabımı düzenlerken elime geçti okul armam.

Ne ara eskimişti ki o? Ben ne ara hiç bitmeyeceğini düşündüğüm liseyi bitirdim? Ne ara üniversiteyi de bitirip işe başladım? Ki Üniversite biteli 2 yıl oluyor yani...

İlk okulu falan hiç karıştırmıyorum. Okula ilk gittiğim gün dün gibi aklımdadır.
Ben heyecanlı neşeli. Mavi önlüğümü giymiş, beyaz yakamı takmıştım. Annem saçlarımı toplamıştı. Babamla büyük heveslerle almıştık okul gereçlerimi. Çok iyi hatırlıyorum Tahtakale'de bir tezgah geçiyordu yanımızdan babamla yürürken... Orda gördüğüm mavi atlı karınca şeklindeki kalemtraşı hemen büyük bir hevesle almıştık. Çok değişik gelmişti bana tabi. Çok güzeldi... Önlükle fotoğraf çektirmek istemiştik. Tabi o fotoğraf çekimi bana eziyet olmuştu hep gülmüştüm:))

O yıllara dair çok şey aklımda... Bir süre sonra acaba liseye üniversiteye gider miyim diye düşünmüştüm. O yıllar bana o kadar uzaktı o kadar imkansızdı ki... 

Ama şimdi geri dönüp baktığımda su gibi akıp gitmiş...

Çok çabuk geçmiş...

Neden büyümek isterdik acaba? 

Büyüdükçe daha zorlaşıyor herşey...

Şu sıralar bu zorluklarla boğuşuyorum. Boğuştukça da o günleri özlüyorum...

Ve korkuyorum. Gelecek yıllarımın da bu kadar hızlı akıp gidecek olmasından....

Hadi gel de sevin şimdi yeni yıl geldi diye...

Bir de şöyle birşey var. Hafızam normalde çok güçlü değildir. Anlık olayları o kadar iyi hatırlamam. Hatta bir gün kendimi bir yerde unutursam şaşırmam yani o derece. Ama gel gör ki söz konusu anılarım çocukluğum vs. olunca iş değişiyor. Kimsenin hatırlamadığı şeyleri hatırlatıyorum. Aslında bu çok güzel bir şey ama hüzünlendiriyor insanı...

Hatta dün çocukluğuma derin bir yolculuk yaptım ablamla...

Sanırım o da şaşırdı benim gibi:)

Bu kadar çok şey hatırlamak özletiyor o yılları yaa...



İşte böyle zamanlarda Grup 84'ten Şimdi Hayat şarkısı dilime dolanıyor...

"Her kadehte bir yıldız tuttum
Söndürdüm avuçlarımda
Koşarak
kaçtım güya çocukluğumdan
Büyümeyi öğrenemedim hala


Şimdi hayaat ister çiçeklerle gelsin,

İsterse vursun geçsin.
En bilindik yalanlarından,
Bir yalan seçsin gelsin..."

Hayatımızın tadını çıkarabilmek dileğiyle...

Hoşçakalınn....

Yeni Yıl...Yeni Yıl...

Yeni yıl yeni yıl yeni yıl herkese kutlu olsun diye şarkı söyleyeceğimi düşündünüz değil mi?

Ama yok öyle değil işte...

Ne oluyor yeni yıla girince?

Yok yani bu seviç bu coşku ne için?

Ya tamam çok muhalif, çok negatif birisi değilim. Ama yani gerçekten çok saçma geliyor bana yeni yıl olayı.

O kadar dert varken...

O kadar sıkıntı varken...

Kaldı ki, bu bizim adetimiz değil. Dinimizle en ufak bir bağlantısı da yok.

Bir de şu var.

Her sene yılbaşını coşkuyla karşılayanlar Hicri yılbaşını biliyorlar mı?

Şimdi her yerde süslenmiş çam ağaçları... Caddeler, sokaklar, AVM'ler her yer ışıl ışıl. Radyolar bile jinglelarını Hristiyanların Noel ilahisine uyarlıyor.

Evet evet... Jingle Bells Hristiyanların ilahisi... Ve biz bunları bangır bangır kullanıyoruz.

Ne güzel değil mi?


Ha bu arada 01 Ocak sabahı elime mezura alıp insanların boylarını ölçmeyi düşünüyorum... Yeni yıla girince uzamış mı diye :))

İncirli Tatlı

Merhabalar...

Bir kaç gündür bloğuma uğrayamadım.
En son bir muffin paylaşmıştım.

Bugün ise değişik ve güzel bir tat ararken portakalağacı'nda bulduğum bir tatlıyı yayınlamak istiyorum.

Yiyen herkes çok beğendi. En son ablamla (kuzenim) paylaştım tarifi ona verdim. Denemiş çok beğenmiş.
İşte tarif aşağıda...


Malzemeler:
Kek:
  • 6 adet kuru incir, suda ıslatılmış, ufak doğranmış
  • 1 su bardağı ceviz içi
  • 1 su bardağı toz şeker
  • 1 su bardağı un
  • 3 yumurta
  • 1 paket (1tatlı kaşığı) kabartma tozu
Şerbeti:
  • 1,5 su bardağı su
  • 1 yemek kaşığı nescafe
  • yarım su bardağı toz şeker
Muhallebi:
  • 2 yemek kaşığı nişasta
  • 2 yemek kaşığı  un
  • 1lt süt
  • 5 yemek kaşığı toz şeker
  • inmeye yakın 50gr tereyağı
  • piştikten sonra 1 poşet toz krem şanti
Hazırlanması:
  1. Kek için yumurta ve şekeri çırpın, cevizi, unu, kabartma tozunu ekleyip karıştırın. En son inciri ekleyip dikdörtgen borcama dökün ve 160C de pişirin (incirden dolayı düşük ısıda pişmesi gerekiyor).
  2. Pişerken krem şanti haricindeki malzemelerle muhallebiyi yapın. Piştikten 5 dakika sonra 1 poşet toz krem şantiyi ekleyip mikserle çırpın.
  3. Kek piştikten sonra 3-4 dak. havalandırın.
  4. Şerbet malzemelerini karıştırıp (pişirmeden) kekin üzerine dökün. 5 dakika sonra muhallebiyi üzerine yayın, buzdolabında 2-3 saat bekletin.
Afiyet olsunn.....

26 Aralık 2011 Pazartesi

Kuru Meyveli Muffin...

Bu muffini kim yese bayılıyor. Çok beğenilen bir kek...

Tarifini yazayım hemencik...

Malzemeler

2 yumurta
3 kahve fincanı şeker
2 kahve fincanı yağ
2 kahve fincanı yoğurt
6 kahve fincanı un
1 pk. kabartma tozu(ama ben 2 tane kullanıyorum)
1 pk. vanilya
1 tatlı kaşığı tarçın
1 tatlı kaşığı zencefil
İstediğiniz miktarda ceviz (dövülmüş)
istediğiniz tüm kuru meyveler kayısı üzüm vs. ama ben yeni birşey keşfettim. Malatya Pazarı diye tabir edilen aktarlarda satılan kuru meyvelerden bir paket hazırlamışlar. İçinde envayi çeşit kuru meyve mevcut. BİM marketlerde de rahatlıkla bulabilirsiniz. Ben en son yaptığıma bunlardan 4 paket ekledim.

Yapılışı

Önce yumurtaları iyice çırpıyoruz. Şeker ekleyip çırpmaya devam ediyoruz. İyice köpürünce diğer malzemeleri yukarıdaki sırayla ekliyoruz.

Sonra harcımızı silikon muffin kalıplarına kalıbın yarısını dolduracak kadar paylaştırıyoruz. Aslında küçük kek kağıtlarından da koymak lazım kalıpların içine o zaman daha şık oluyor ama benim evde kağıt kalmadığı için ekleyemedim:)) En nihayetinde herşey tamamlandığında kekimizi pişiriyoruz.

Piştikten sonra biraz soğumasını bekliyoruz ki kalıptan dağılmadan çıksın.

Kalıplardan çıktıktan sonra yemeye hazır nefis muffinlerimiz oluyor...

Resim çektim ama telefondan gayet flu resimler çektim :D



Afiyet olsun...

Heyecanlandım Valla:))

Tamam bloğum çok yeni olabilir...


Tamam izleyicim çok az olabilir...


Ama blog olayında sabır önemlidir.




Ve bugün benim aklıma şahane bir fikir geldi.


Fikrimi teklif ettiğim kişi kabul ederse süper olacak süper...


Heyecanlandırdı beni bu fikir valla :))


Teklif ettiğim kişi benim kuzenim, ablam...


Ve kendisinin birçok alanda yetenekli olduğunu çok iyi biliyorum :)))


Du bakalım umarım kabul eder :)


Beklemedeyiz :)

20 Aralık 2011 Salı

Dua...

"Aslında hiç birimiz yalnız değiliz.
Avuçlarımızı açıp gösterdiğimiz biri hep var..."


Çok beğendim bu sözü...Dua... Evet dua... Her kapının anahtarı... Her kalbin ihtiyacı... Her kulun O'na, sonsuz kudrete yaklaşması....

Rabbim ne kadar büyük...

İsteyin vereyim diyor. Sonsuz rahmetini önümüze sunuyor. Edilen her duaya icabet edeceğini belirtiyor.

Biz ne yapıyoruz?

Acizliğimizi gözler önüne seriyoruz.

Bir sıkıntımız olduğunda direkt içkiye,sigaraya sarılıyoruz. Ağlayıp bağrınıyoruz...

Oysa elimizi açsak derdin Dermanı'ndan dilesek ne kaybederiz?

"O" kabul etmeyeceği duayı ettirmezmiş... Biz dua ediyorsak gerçekten bir sebebi vardır diye düşünüyorum.

Secde de ki Aşk'a kavuşmanın hazzını yaşamak, O'nun sonsuz kudretine sığınmak varken  çare başka yerlerde aramamak dileğiyle...

Dua ile kalın....

19 Aralık 2011 Pazartesi

İyi Ki...

Evet uzun zaman sonra ilk kez olumlu bir post hazırlıyorum galiba:) Ama gerçekten bugün bunları yaşadım ve hissettim yani.

Bazı anlar vardır. İyi ki yaşadım dediğimiz...

Bazı insanlar vardır  iyi ki tanıdım dediğimiz...

İşte o insanların bazıları sonradan dahil olur hayatımıza, bazıları ise hep vardır. Akrabalar gibi...

bu postun konusu da onlardan biri aslında.

Kuzenim...

Amcamın kızı...

Hiç sahip olamadığım kardeşim...

Aslında aramızda sadece 6 ay var ve biz hep birlikte büyüdk. Çocukluğumuz, ilkokul yıllarımız hep iç içeydi.

Biz yine hep bir bütündük ama arada görünmez bir şey vardı. O bizim tamamen kaynaşmamızı engelliyor gibiydi. Aslına bakarsak birlikte büyüdüğümüz için bunun farkında değildik fakat bu yaz o şey kalktı aradan tamamen. Zaten o şeyin varlığını da bu sayede anlamış olduk...

Hani hep sızlanırım kardeşim yok böhühühühüüh diye ya.

İşte o boşluğu dolduruyor kendileri... Özellikle son zamanlarda.

Ayrı gayrımız hiç olmamıştı zaten ama şimdi daha bir bütün olduk sanki.

Şimdi ben bu satırları yazarken kendisi karşımda oturuyor. Hatta sızlanıyor ne yapıyorsun diye ama söylemeyeceğim şekerim sürpriizzz:))

Artık daha bir "Bir'iz" daha bir "Bütünüz" Zuzumla...

Akşam oturmalarımız, kahvelerimiz ki biz bir arada olunca kahve olmadan asla olmaz... Sabahlamalarımız...

Biz köy yerinde evin çatısında sabaha kadar oturmuş kişileriz sırf güneşin doğuşunu Erciyes manzarasında yakalamak için... :)

Ertesi gün iş olmasa bu gece de sabahlarız ama ancak bu saate kadar kalabiliyoruz malesef ki...

Şimdi kendisi hem kardeşim, hem sırdaşım, hem stres topum, hem ağlama duvarım, hem neşe kaynağım, hem psikoloğum, hem rüya tabircim, hem, hem ,hem...


İyi ki varsın Zuzu'm... Hep ol... Hep böyle ol... İçindeki masum kızı hep koru....


:)))))))))))))))))))))))

18 Aralık 2011 Pazar

Başlıksız Post:)

E yani daha ne yazacağımı bile bilmiyorum ki başlık yazayım değil mi? :)))

Son derece karmaşık ilerleyen hayatımda kendimle kalabildiğim bir andayım şimdi.

Mumlarımı yaktım, radyomu açtım veee ekranı alenen kırık olan bilgisayarımın başına geçtim. Romantizm en üst seviyede gördüğünüz gibi :))))

Ahanda şimdi Slowtürk'te Özgür Akkuş Kayıp Şehir çıktı... Buyrun dinleyin sizde...

Haa tabi bu bohem geceye eşlik eden bir de Limon var ki evlere şenlik...

Şimdi içimde tüm gün evde oturmanın verdiği pişmanlık var. Keşke Eminönü'ne falan gitseydim bir deniz havası alsaydım diyorum.

Ama yaklaşık 1 haftadır süregelen bir migren krizim var ki değil Eminönü'ne gitmek evin önüne bile çıkmamı engelliyor.

Bunun da sebebini bugün haberlere duydum. Bugünlerde fazlasıyla etki eden lodos migren krizlerine sebep olabiliyormuş, basınç uygulayabiliyormuş.

Hah dedim artık bir o kalmıştı eksik o da gelsin tamamlansın kadro... :)))

Şu günlerde en çok sevdiğim şey  kulaklıklarımı takıp radyo dinlemek sanırım.
Çünkü radyonun tadı bir başka yahu. Aynı şarkılar mp3lerde falan kayıtlı ama aynı tadı vermiyor. Radyoda  ne zaman ne çıkacağını bilmediğimiz için sürpriz oluyor ve bu o şarkıyı daha güzel hale getiriyor.

Şu sıralar en çok dinlediğim, dinlemekten en çok zevk aldığım şarkılarsa şöyle;

*Grup 84 - Şimdi Hayat (Kuzenimle ortak şarkımız oldu sanırım)
*Mustafa Ceceli - Sensiz Olmaz Ki (Bu adam ne söylese bayılıyorum ya işini çok iyi yapıyor ve diğerleri gibi değil hem de şarkıları çok hissederek söylüyor)(İyi insan lafının üstüne gelir derler ya ben bu satırları yazarken tam da bu şarkı çıktı:))
*Ferhat Göçer - Unutmuş Çoktan ( Ferhat Göçer'de çok başarılı bence.)
*Atiye - Aşkistan ( Kıpır kıpır hayat dolu biri olarak görüyorum Atiye'yi ve bence Eurovision'a kesinlikle katılmalı.)
*Sıla - Tam Da Bugün (Tam da benim şarkım... Hatun şarkıyı resmen yaşıyor ya nasıl bir ses nasıl bir yorum yaa)
*Tan ft. Serdar Ortaç - Benim Gibi Olmayacak ( Başta çok eleştrimiştim hep aynı sözü söylüyorlar diye ama yok hakkını yemeyeyim şimdi çok güzel şarkı. Benim gibi olmayacak işte ötesi yok ;))

Daha çok şarkı vardı ama şu an hiç biri aklıma gelmiyor iyi mi :)

Ya aslında her gün aynı şeyleri yapmak çok sıkmaya başladı. Daha doğrusu her sabah aynı şeyler çok sıktı.
07:30 da kalk. Hazırlan 08:00'de evden çık. Aynı yolları yürü. Aynı kişilerle her gün karşılaş. Aynı yerde servisi bekle bin ve git. Çok sıkıyor.

Benim yine memleket hasretim depreşti. 1 haftadır köyümün resimlerine bakıp bakıp iç çekiyorum. Haa bir de Gesi Bağları'nı dinleyip ağlıyorum :)

Bir an önce yaz gelsin ve gideyim istiyorm.

Ben aslında İstanbul'u sevmiyorum. Daha doğrusu İstanbul'da yaşamayı sevmiyorum. Bir fırsatım olsa gideceğim zaten. İstanbul turistik bir şehir bence. Turist gibi geleceksin,gezeceksin,eğleneceksin ve gideceksin. Burada yaşamak pek akıllıca gelmiyor bana. Her gün bir yaşam kavgası, kargaşası... Hiç bana göre değil.

Huzur vermiyor burası bana. Her yer sıkış tepiş. İnsanlar,binalar,AVMler ve arabalar... Başka bir esprisi yok. Tamam tarihi dokusu çok zengin bir şehir ama yok yani 1 gün gezersin 2  gün gezersin. 3. gün al sana AVM al sana AVM diye her yerde karşına koca koca AVMler çıkar.

Gelemiyorum böyle yerlere. Format aynı. Girişte giyim mağazaları, zemin katta ev ürünleri satan mağazalar teknoloji mağazaları ve marketler, üst katta sinema ve restorantlar. Olay bu yani...

Tam da bu paragrafların üstüne radyoda Sertap Erener İstanbul çıktı iyi mi:))

Hızlı koşaaanları çabucak yorar İstanbuuul, İstanbuul....

En iyisi hem şehir hem köy hayatı yaşayabileceğin yerlerde bulunmak.

İnsan aslından kopmamalı. Aslına dönmeyi her zaman bilmeli. Bilmezse de onu aslına götürecek yerlerde olmalı.

Ben mesela... Kayseri'ye her gittiğimde kendime format atmış gibi oluyorum.
Özüme dönüyorum. Yenileniyorum ve itiraf etmeliyim ki ben sadece Kayseri'de mutlu oluyorum.

Neyse çok uzun yazdım sanırım. Şarkı söyleyerek veda edeyim:)

Uyuduuuum been
Büyüdüüüüm beeen
Yüreğinii niye pişmanlııık sarıyoooooorrr

Her lokmaaaaam sen
Her yuduuuum seen
Ne yapıyor ne ediyor gönül sana varıyooooooorr

Gidişiniii ben aaanca anca hazmettiiiiim
Aramızdaki ince faaarkı farketiiiimm
Bir yere kadaaar demiştin
Ben o yere kadaaar direndim
Seni bana yazılmııış bir şaaaaarkı zanneeeeettiiiimmmm

11 Aralık 2011 Pazar

Neler Oluyor Hayatta?

Bir curcuna, bir gürültü...

Akıp giden bir hayat...

Ama bir gariplik var.

Dışım akıp giden hayata uyum sağlarken içim herşeyden herkesden soyutlamış gibi kendini...

Dışarıdan bakıldığında gayet güzel giden bir hayatım varken içerideki yaşa(ma)mı kimsenin hatta benim bile bilmemem ne kadar ilginç...

Üzüldüğüm, istediğim gibi olmayan, beni kıran bir şeyler var ama nedir bilemiyorum.

Kimler kırıyor kimler üzüyor?

Kimler bu halime sebep?

İçim de dışım gibi ne zaman yaşayacak?

Tek bildiğim şey iç dünyam dış dünyam gibi ilerleyemiyor.

Çünkü benim ruhum var...

Çünkü benim kalbim var...

Çünkü dışarda yaşananlar iç dünyamda büyük etkiler yaratıyor...

Çünkü ... Çünkü... Çünkü...

Ben içimi dış dünya kadar acımasız yapmadım. Saflığını temizliğini hep korudum...

http://www.youtube.com/watch?v=Cn0TUqmhMns

10 Aralık 2011 Cumartesi

Ya Olduğun Gibi Görün Ya Göründüğün Gibi Ol...

Ne güzel bir söz değil mi?

Ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol...

Bu kadar açık ve net.

Şu sıralar sanırım hep sahteliklerle kaşılaşıyorum ve  Mevlana'yı rahmetle anıyorum.

Bir insan neden kendini farklı gösterir ki?

Bunun ayrımı neden yapılamaz ki?

İnsan neden kendini maskeler ardına saklar ki?

Kalp kırmak için mi?

Gizli saklı işler çevirip, sessiz sedasız ortadan kaybolup sonra hiç birşey olmamış gibi davranır ki?

Hassas olduğunu bile bile,

narin olduğunu bile bile,

iyi niyetli olduğunu bile bile...

Bile bile nasıl bu kadar çirkinleşir ki bir insan?

Sanırım bu tip insanlarla daha fazla muhattap olmadan asıl yüzlerini görmem O'nun tarafından korunmam sayesinde oluyor...

Şu sıralar can ciğer olduğum çoğu kişinin maskeler ardına saklanmış olduğunu farketmemin sebebi nedir?

Ya ben onları iyi göremiyorum ya onlar çok iyi saklıyor kendini... Bilemiyorum.

Ama tek isteğim Rabbim böylelerinden korusun bizleri... Hala özüne sadık kalabilenleri... Ani değişimler yaşamayanları... Dün neyse bugün o olanları...

Çok mu zor ki bu?

Evet asıl olay burda.

İnsanlar dünlerini nasıl bir anda unutabilir ki?

Kalp kırmanın cezası elbette çıkacak bir yerden.

O zaman kırdıkları kalpler akıllarına gelecek mi?

Gelmeli... Geçmişte bir yerde birşeyler yaptığını bilmeli dost görünüp arkadan kuyu kazanlar...



Sahi güvenmek ne demekti?

Son günlerde sıkça karşılaştığım soru bu aslında...
Etrafımda ki insanları nasıl da yanlış tanımışım nasıl da yanlış görmüşüm diyerek kızıyorum içten içe kendime.


Kişi kendisi nasılsa karşısındakini de öyle görür derler ya o hesap...


Malesef bu durum bende fazlasıyla mevcut.


Ve sanırım en çok emin olduğum kişilerden darbe yiyorum.
Öğreneceğim insanları kendim gibi görmemeyi.

Ama öğrenene kadar kaç kişi canımı yakacak bilemiyorum. Ama artık o bünye bir yerden sonra alışıyor sanırım. Mikroplara karşı bağışıklık kazanmak bu olsa gerek...

Kırgınım, kızgınım...

En çokda kendime.

En çokda herkesi kendim gibi zanneden bünyeme...

Dost gibi görünüp kuyumu kazanlara...