29 Ocak 2012 Pazar

Bir Dost=Bir Kardeş...

Merhabalar...

Bu postumun konusu bugünümü güzelleştiren kişi ile ilgili...

Gerçi ömrümün 8 senesi O'nunla geçti:)) 8 senedir tanıdığım, benim için yeri çok ama çok özel birisi kendileri...

Kendisiyle okulda tanıştık. Hem de ilk kayıt günü. o gün bugündür de kopmadık çok şükür.

Kah güldük kah ağladık birlikte... Kahrımı en iyi çeken beni en iyi dengeleyen O diyebilirim aslında. Kendimi dağıttığım zamanlarda o tuttu beni. Mutluluktan saçmaladığım zamanlarda yine O dengeledi beni. Göremediğim zamanlarda o gösterdi bana gerçekleri. Sabır konusunda O'nun üstüne tanımıyorum sanırım ben bana tahammül edemezken O etti sonuçta:)

Moralim mi bozuk? Alır beni götürür kafamı dağıtmamı sağlar.

Ağlarken O destek çıkar.

Ben konuşurum O dinler. Ben konuştukça rahatlarım...

Ben coşkulu deli-dolu olduğum zamanlarda bazı şeyleri göremiyorsam O sakin güç olduğu için beni dengeler.

Darda kaldığım her an yetişti imdadıma. Annemin sağlık sorunları sebebiyle dağıldığım anlarda O'nun iteklemeleri olmasaydı belki eğitim hayatım bile çökebilirdi yani.

Hani derler ya kardeş olması için illa ki kan bağına gerek yok diye işte bu söz tamamen O'nun için söylenmiş olsa gerek.

Okul bittiği ve ikimiz de iş hayatına atıldığımız için eskisi gibi sık görüşemez olduk fakat yine de kalplerimizin bir olduğunu bilmenin verdiği rahatlık var ikimizde de.

Uzun bir aradan sonra bugün görüştük çok şükür. Ben anlattım O dinledi... O anlattı ben dinledim. O kadar çok şey birikmiş ki görüşmeyeli.

Bazen geçmiş günlerimizi özlüyorum. Okuldan çıkınca mutlaka birlikte zaman geçirirdik. Bol kahkahalı bol neşeli günlerdi. Güzel günlerdi...

Bak duygulandım yine. Zaten şu sıralar ağlamaya yer arıyorum gel de ağlama yani...Ama gerçekten şu an o zamanları özlediğimi hissediyorum.

İyi ki varsın kuzucukkk

Hep ol tamam mı?

Güzel bir günün ardından ben yine duygusala bağlarım...

"Evet arkadaş; kim olduğumu, ne olduğumu
Nerden gelip, nereye gittiğimi sen öğrettin bana.
Elimden tutup, karanlıktan aydınlığa sen çıkardın
Bana yürümeyi öğrettin yeniden
El ele ve daima ileriye
Bir gün..
Bir gün birbirimizden ayrı düşsek bile
Biliyorum, hiçbir zaman ayrı değil yollarımız
Ve aynı yolda yürüdükçe
Gün gelir ellerimiz yine dostça birleşir
Ayrılsak bile kopamayız..."



Haydi görüşmek üzere...

28 Ocak 2012 Cumartesi

Geçtiğimiz haftaa...

Merhabalar...

1 haftadır pek uğrayamıyorum bloğuma.
Yazacak çok şey var aslında... O kadar çok konu var ki 1 haftada canımı sıkan...
Düşünüyorum da hiç yüzümün gülmesine sebep olan bir şey yok...
İş yerindeki bazı haddini bilmez gereksiz insanlar mesela...
Dün denge yoksunu bir hatun kişi yüzünden migren krizim tuttu. Kendisi işini iyi yapmaz izleyiciden şikayet gelince de bizim huzurumuzu bozmak ister. Ofiscek sinir olduk dün yani...
Neyse önümüzdeki hafta halledeceğim ama haddini bildirmek lazım. Diplomatik olarak bildirileceğini umuyorum.

Öte yandan kar yağdı malum... Ben çooooook sevindim tabi bu duruma.Havalar çok dengesiz İstanbul'da... Hani adam akıllı bir kış görmedim ben. Saçma sapşan bir soğuk var ama ortada kar falan yoktu. Vardı da yüksek kesimlerde. Bizim bu taraflarda ben hiç görmemiştim yani...
Perşembe sabahı her zamanki gibi evden çıktım. Servis beklemek üzere durağa gittim... Gittim ki aman Allah'ım ne göreyim. Trafik kilit ve şakır şakır yağmur yağıyor. Neyse bekliyoruz yine iş yerinden bir arkadaşımla. Gelen giden yok. Bir de üstüne kavga çıktı. Derken servis şoförümüz aradı.
Yan yoldan gelemeyeceklerini bizim otobana çıkmamızı söyledi. Tabi haliyle çıktık. Amaaa orda da şahane bir trafik vardı ve şemsiye açamıyorduk. Sucuk oldum resmen. Eşarbım falan yüzüme yapıştı iyice. Tam 50 dakika bekledikten sonra servisimiz geldi. Soğuktan uyuşmuştum yani. 2 saatin sonunda (normalde yol çok kısa taş çatlasa 15 dk sürer)  kanala gittiğimde kostüm odasına gittim kıyafetlerimi ütüleyerek kuruttum yani o derece.

Dün de kar sebebiyle bir gecikmemiz oldu ama bu sefer ıslanmadığım için gayet keyifliydi. Millet titrerken ben fotoğraf çekiyordum :)) Ama dün çok güzel bir tesadüf oldu. Bir öğrenci grubu yaklaşık 1 haftadır bizimle bir program yapmak istiyordu. Daha doğrusu bizim programcılarımızdan birisi ile bir söyleşi. Ofis arkadaşlarımdan birisi ilgileniyordu konu ile. Bir bayanla irtibat kuruyordu sürekli ama ben pek oralı değildim. Dün bu grup geldi. İlgili arkadaşım telefondaydı ben karşılamaya çıktım. anaa bir baktım ki üniversiteden bir arkadaşım. Hatta bu arkadaşım benim kapanma evremde kahrımı epeyce çekmiş birisi. Koridorda bir çığlıklar bir kahkahalar :)) Arkadaşları da şaşırdı zaten aa siz tanışıyormusunuz modunda herkes:) Güzel oldu valla benim için:)))

Bugün de malum Cumartesi. Evdeydim. Bir kaç gündür ruh halim bir garip. Hatta uzun zamandır bu şekilde. Annem çözdü neden böyle olduğumu. Bugün öyle bir şey söyledi ki kullanmak zorunda olduğum bazı maskelerin aslında işe yaramadığını, annemin aslında herşeyin farkında olduğunu, benim bile bilmediğim sıkıntılarımı onun bildiğini, bir bakışımla beni okuduğunu öğrendim... Ne diyeyim? Doğru tespitle doğru sözler söyledi hatun. İyi ki var Allah başımdan eksik etmesin...

Neyse artık susayım uzun oldu epeyce:) Sizi çekmiş olduğum kar görüntüleriyle (ki bunlar işe giderken alelacele çekebildiğim kareler) baş başa bırakayım:)) En sondaki yakışıklı benim fotoğraf makinasının ışığından korkup istemeden poz veren kuşum Limon :))))

Görüşmek üzere:))














                                           



21 Ocak 2012 Cumartesi

Muhteşem Cumartesi !!!

Cumartesi keyfime annem tarafından el konulmuş bulunulmaktadır...

Saygılar...

Kahve yasak... Çikolata yasak...

Mumlarım bitmiş...

Hastayım burnum kopmak üzere...

Üşüyorum...

Bugünü hiç sevmedim. Gerçi ben 21 sayısını nedense sevemem. E Ocak ayı da pek hoşlandığım bir ay değil.

Aaaaaaaa bugün abimin (kuzen) doğum günüydü...

Unuttumm. E tabi yorgunluktan akıl mı kaldı ki?

Ki bu halde çalıştım bugün. Gerçi Cumartesi günleri çalışmak daha zevkli ama dışarıya çıktığım için gribim daha fecii boyutlara ulaştı...

Enerjim çok düşük yaa...

Bu Muck dizisinin amacını çözen var mı?

Yok ben bir şeye benzetemedim de.

Bir garip kıyafetler,renkler,ışıklar vs. vs.

Saçma sapan şeyler...

Kendimi Çocuklar Duymasın'daki Mustafa gibi hissediyorum. Herşeye karşıyım bugünlerde. :)))

Post yazmaya da karşı olmadan susayım been

İyi geceleeeerrrrrrr :))))))))

19 Ocak 2012 Perşembe

Fotografium Çekilişi

Fotografium Canon 600D profesyonel fotoğraf makinesi hediye ediyor! Yarışmaya katılarakCanon 600D Manfrotto tripod ve Kata sırt çantası kazanma şansı yakalayın! http://blog.fotografium.com/fotografium-canon-600d-hediye-ediyor/ sayfasını ziyaret ederek yarışma hakkında diğer bilgilere ulaşabilirsiniz.


Süper değil mi? :))) 

Bir Garip Grip

Direndim...


Ihlamurlar,ilaçlar, limonlar, portakallar tükettim...


Dışarı çıkarken kendimi korudum soğuğa karşı...


İçeri girerken ısı dengemi kaybetmemek için tedbirlerimi aldım...


Ama olmadı... Olmadı... Başaramadım... Yakalandım bu grip denen merete...


Allah'ımm ölüyorum... Sırtıma soldan bir bıçak saplanıyor nefes alırken... Burnum acıyor, burnum üşüyor...


Gözlerimi açmakta zorlanıyorum. Kafamı taşıyamıyorum...


Ve en kötüsü iskeletim üşüyor... Kendim üşümüyorum ama iskeletim üşüyor. Donuyor. 


Nasıl bir grip bu anlamadım. Ama kötüyüm. Fenalardayım. İyice artmasından korkuyorum...


Dikkat etmek lazım blogcanlar...


Çift görüyorum resmen yaa...

17 Ocak 2012 Salı

Bu Kadar Güzel Anlatılamazdı Herhalde :)



Bu karikatürü az önce kuzen Zuzu sayesinde farkettim:)
Hani son zamanlarda sürekli şanssızım deyip duruyorum ya işte bu karikatür tam da beni anlatıyor :))

Ne kadar hoş ne kadar manidar değil mi:))))

16 Ocak 2012 Pazartesi

Maskemi Taktım,Sürdüm Boyalarımı...

"Maskemi taktım
Sürdüm boyalarımı
Giyindim en süslü yalanlarımı
Bir yüzüm gülerken, gizlenir öbür yüzüm
Kimse duymasın içimden ağladığımı

Aslında hayat zor değil
Mutsuzluk diye birşey yok, yalan
Herşey güzel olacak, herşey güzel olacak
Ne zaman, ne zaman "






Eveeeetttt... Yine bir Funda Arar şarkısıyla karşınızdayım...

Çok anlamlı gelir bana bu şarkı... Belki de bugünlerde beni en iyi anlatan şarkılardan biri.

Hepimizin maskeleri var aslında. Herkese, her şeye karşı kullandığımız maskeler. Hatta bazen öyle anlar oluyor ki kendimize de kullanıyoruz bu maskeleri...Kimi kandıracaksak artık...

Ben mesela... Neşeli,cıvıl cıvıl,pozitif, güçlüklere göğüs geren biri olarak bilinirim.Çok şükür çoğunlukla öyleyimdir de. Ama bazı anlar oluyor ki tamamen dağılabiliyorum.

Kendimi toparlayamıyorum ki annemin en osn rahatsızlığından beri bu daha çok oldu. Koruyucu benim için pozitif olmaktı . Ama bir yerden sonra o koruyucu özelliğini yitirdi. Yerine dayanıksızlık bıraktı. Normalde asla ama asla kafama takmayacağım şeyler yüzünden hastalanmaya başladım. Kafama takmazdım çünkü ben zaten onların kat be kat fazlasını yaşamıştım.

Ama artık bünye kaldırmıyor.

Böyle durumlarda devreye maskeler giriyor. Dışarıya karşı içimi koruyan maskeler...

İşte o zamanlar dışımdan

"Aslında hayat zor değil,mutsuzluk diye bir şey yok yalan..
Herşey güzel olacak..."  derken;

içimden

"Ne zaman? Ne zaman?" demeye başladım...

Özellikle aileme karşı çok kullanmaya başladım bu maskeleri ilk... Çünkü beni üzen şey genellikle onlarla ilgiliydi. E haliyle onların durumu zaten zorda olduğu için derdimi onlara anlatamazdım. Anlamasınlar diye de güler yüzlü davranırdım.

Bir süre sonra kendime kullanmaya başladım. Çünkü kendi sorunlarımla baş edemez oldum. Bu yüzden de hayatım iyice sarpa sarmaya başladı. Hep bir ajitasyon hep bir hüzün. Bunalıma sürüklüyordu beni. Maskelerimle kendimi avutmaya çalıştım...

Hayatım hep neşeli hep mutlu gözükmekle geçti. Hep yaşından olgun olan bendim ama içimdeki küçük kız aslında hep acı çekti.


Ha bu arada hiç mi mutlu olmadım? Tabi ki çok mutlu olduğum zamanlar oldu. Hiç maskeye ihtiyacım olmayan zamanlarım. İçimdekini direkt yansıttığım zamanlarım da çok oldu çok şükür...

Sorunlarım için hiç bir zaman isyan etmedim. Kendileri geldiler geçtiler ama bana kalıcı ve güzel şeyler bıraktılar. Karakterimi oluşturdular, dostlar kazandırdılar...

Hamd olsun diyorum.

Ama maskeler hep devam edecektir. Ha bu arada maske maske deyip duruyorum iki yüzlülükle karıştırılmasın lütfen:) İçi farklı dışı farklı karakterlerden değil de içindeki acıyı dışarı göstermeyen maskelerden kullandım :))



Elimi attığımı kuruttuğum şu günlerde artık iyi bir şeyler olsun diye dua etmekten başka hiç bir şey gelmez elimden...

"O" görüyor bizleri... İçimizdeki her şeyi "O" biliyor...

Hadi artık ben kaçarrr...

İyi geceleerrr...

Hayatı Yakalamak...

Merhabalar...

Şu an dışarıda hava nasıl bilmiyorum ama benim ruhumda ne büyük fırtınalar var ne büyük yağmurlar var bir bilseniz...

Nedenini ben de bilmiyorum...

Normalde insan küçük yaştayken fırsatlar olur etrafında değil mi?

Bende öyle olmuyor işte.

Bu yaşımda karşıma çıkan tüm fırsatları kaçırdım. Hem de istemeyerek elimde olmayarak...

Hep başka yönlere yöneltildim. Kader mi desem kısmet mi desem ne desem bilemedim.

Ama şansım hiç açık değil bunu çok iyi biliyorum. Son zamanlarda irili ufaklı o kadar çok şanssızlıkla karşılaştım ki artık etrafımdakiler bile şaşırıyorlar bu duruma... 

Özellikle annem...

Kadın şok olmuş durumda resmen bu kadarına da pes modunda :))

Hayır akışına bırakayım hayatı diyorum o da olmuyor. Kontrol de edilemiyor.

Olaylar tamamen benim dışımda gelişiyor. 

Belliydi zaten öğretmen olmak isterken televizyoncu olmamdan :)))

İzninizle Baha'nın Yalnızlığım isimli şarkısını değiştirmek istiyorum.

"Şanssızlığııım şanssızlığııım kalp yarasıı şanssızlığııım 
Taşı bilee yosun saraaaar seni kimle paylaşayııımmmm"

Bir hayat yaşıyorum ama nasıl olduğunu bilemiyorum.
Rabbim herşeyin hayırlısını versin ne diyeyim:)

Görüşmek üzere...

14 Ocak 2012 Cumartesi

Yaşasın Cumartesi...

Ta taaammm...

Biir Cumartesi gecesi daha huzurlarınızdayım:)

Bu Cumartesi izinliydim. Uzunn zamandır yapamadığım şeyler yapmak istedim.

Annemle o yağan yağmurumsu kara rağmen çıktım sokağa. Bizim bir caddemiz var. Bize uzak biraz ama. Annemle ben küçükken çok giderdik oraya. Tabi o zaman vakit ve enerji boldu :) (70lik nine gibi hissediyorum kendimi ahahahah :))

Oradan teyzeme geçtik. Ki bu da daha önceden çok sık yaptığım bir şeydi. Teyzemin 21,18,11 ve 5 yaşında olmak üzere  4 adet oğluşu var beraber büyüdüğüm. Ve şansıma bugün hepsi evdeydi. Hepsini birden görmeyi o kadar özlemişim ki.

Özellikle 5 yaşında olan bugün öyle bir laf etti ki taaaa böyle canımın en dibine vurdu veled.
Geldi kucağıma oturdu. "Ablaa ben senin daaadeşinim sen de benim ablamsın" dedi. Tam da bu konuda çok hassas olduğum bir zamanda. Ben tabi eridim bitim o öyle diyince :)

Teyzemin çocuklarıyla beraber büyüdüm demiştim. 1 numarayla aramızda 1 yaş olduğu için bebekliğimiz bile beraber geçti. Eğer kardeşlerim dünyaya gelebilselerdi 2 ve 3 numarayla aynı yaşta olacaklardı. Hatta bugün düşündüm Allah kardeşlerimi aldı ama yerine bunları mı verdi diye.
Çünkü 2 ve 3'ün bana davranışları diğerlerinden farklı olmuştur hep. 1 numarayla zaten bağlıyız birbirimize ama 2 ve 3 böyle bi değişik geliyorlar bana:) son numara zaten fasülye :) Bana yaklaştığı kadar kimseye yanaşmaz kimseyle de paylaşmaz beni abileriyle konuşmamı bile istemez :) (Zuzu'cuk kızmazsın değil mi bana bu postu okurken senin yerinde çok farklı :))

Güzeel bir günün ardından ben yine mumlarımı yaktım. Kahvemi aldım. Müziğimle yine Cumartesi gecesinin keyfini çıkartıyorum. Yalnız annemle babam bu duruma çok gülüyor yahu. "Şuna bak kendi kendine romantik ortamlar oluşturuyor" diye gülüyorlar :)) Ama napim yorgun ve yoğun geçen bir haftanın üstüne iyi geliyor bana :)

Hatta o kadar yorgun geçiyor ki geçenlerde bir izleyici aradı. Kadın bana sitem ediyor. "Hanımefendi kaç kez aradım bakan yok canlı yayındaki telefona" diye. Ben ise hatun kişiye " Hatlarımız çok yorgun hanımefendi o yüzdendir" dediiim ve hemen ne dediğimi farkettim gülmemek için zor tuttum kendimi. Çünkü o sırada benim söylediklerimi duyan sevgili ofis arkadaşlarım gülme krizine girmişlerdi :))

Zaten işten ayrılırsam bir gün izleyicilerle olan diyaloglarımdan kitap çıkaracağım diyorum :)

Çünkü o kadar komik şeyler oluyor ki:)

Bir adet abone izleyicimiz var o çok komedi. Arar konuşmana izin vermeden bir şeyler anlatır sonra pat kapatır. Bana 2 kez Hz. İsa'nın hayatını anlatmışlığı vardır yani.

İnsanlara hayret ediyorum bazen.

Bu hafta değişik bir şey yaptım. Twitter'da panpiş modası var malum. Bir bakayım neler yazıyor bu hatun dedim kiii demez olaydım. Ne kadar boş ne kadar amaçsız birisi öyle.

Okurken sinirden patladım. Bir insan nasıl kendisini bu kadar rezil edebilir anlamış değilim. Beyin zaten kullanılmıyor. Onun yerine başka uzuvlarını kullanmayı tercih ediyor arkadaş.

Ha bir deee dini nikah olmadan birlikteliğe karşıyım diyor panpiş. Zina olurmuş. O fotoğrafları paylaşmak zaten helal ya.

Ayy deli oldum.

Boş insanların göz önünde olmasına dayanamıyorum. Gereksiz insanlar gereksiz yere gündemdeler.Özellikle bedeblerini kullanmalarına deliriyorum. Adamlar kendilerini ne kadar ucuz basit görüyorlarsa artık...

Rauf Denktaş'a çok üzüldüm. Allah rahmet eylesin mekanı cennet olsun.
Oğlunun bir sözü çok üzdü beni. Babam artık diğer çocuklarıyla beraber olacak demesi çok üzdü...
Allah sabır versin..


Bir sonraki postun konusunu buldum kıh kıh kııhh :))

Bir Cumartesi bu şekilde biter. Yani enm azından postta biter :)))

Görüşmek üzere...

12 Ocak 2012 Perşembe

Bu Acı Kızgın Hüzün, Kırık Düşler Benim...

Merhaba...

Yine bir adet depresyon+bunalım ortaya karışık bir post ile karşınızdayım... :)))

Hani bir önceki postumda hayatımda asla doldurulamayacak bir şey var onu da bir dahaki postta yazarım demiştim ya. İşte onu paylaşacağım sizlerle.

Bugüne kadar hep imrenilen bir kız oldum. Etrafımdaki herkes "Aaaaa keşke senin yerinde olabilseydim." dedi. Bu benim mükemmel,sorunsuz ve kusursuz bir hayatım olduğundan değil yanlış anlaşılmasın:))) Ben tek çocuğum. Annemin sağlık sorunları sebebiyle tek kaldım.

Herkes amaaan ne takıyorsun, buna mı üzülüyorsun,bak senin yerinde olmayı ne çok isterdim vs. vs. diyip durdu bugüne kadar.

Ya tamam ben de biliyorum kısmette bu varmış. Böyle olmalıymış ki şu an tekim. Bunlara itirazım yok. Ama içimdeki o boşluk hiç bir zaman dolmayacak. Ve o kadar ağırlaşıyor ki bu acı bazen. Taşıyamaz boyuta geliyorum.

Hani burada bahsetmiştim. 2 kardeşimi henüz dünyaya gelmeden kaybettim. Onların boşlukları var içimde. İçimde onlara verebilecek kocaman sevgilerim var ama onlar yok.

Keşke diyorum bazen. Keşke onlar hayatta olabilselerdi de tek 2 takım kıyafetim olsaydı. Harçlığımı bölüşebilseydim. Ablalık yapabilseydim onlara.

Etrafımdaki insanlara bakıyorum da ne kadar kıymet bilmez gözüküyorlar bana. Kardeşleri,abileri,ablaları var. Var yani. Ama yine de bir ton kavga gürültü mutsuzluk tatminsizlik.

Anlamıyorum. Nasıl bu kadar nankör olunabilir anlamıyorum.

Tama her kardeş mükemmel anlaşamayabilir. ama bu da aileden kaynaklanıyor. Sen çocuklarını birbirine düşkün yetiştirirsen onları sevgiyle büyütür birbirine bağlarsan onlar hiç bir şartta kopamazlar.

Bugüne kadar bu konuyu bir çok kişiyle tartıştım. Ama yok insanların kafasında bir inatlaşma,bir sıkıntı var.
Neymiş? Eğer 2 çocuk olursa geleceklerini sağlam kuramazlarmış. Maddiyat önemliymiş. Çocuklarını hiç bir şeyden mahrum bırakmak istemezlermiş. Geçim çok zormuş. İleriyi düşünmek lazımmış.

Hiç bu çocuk tek büyüyünce nasıl olur? Yarın öbür gün bizim başımıza bir şey gelse hangi dala tutunur? Akraba,eş,dost onun acısını dindirmeye yeter mi? Onunla aynı acıyı yaşayıp onu anlayabilirler mi? Ona zor zamanında kim destek olur? Kimle güler? Kimle ağlar? diye düşünen yok.

Ha bunları yapabileceğimiz insanlar yok mu hayatımızda? Elbette var. Ama hiç biri bir kardeşin yerini tutmaz. Sanmıyorum. O içimizdeki boşluğu hiç biri doldurmaz.

Hani çocuklarının geleceğini düşünenler varya sadece onlara kötülük yapıyorlar. Burda sağlık sorunu olupta düşünemeyenleri kastetmiyorum. Yanlış anlaşılmasın. Her imkanı olupta çocuklarını bu sevgiden mahrum bırakanlarda var.

Belki şu anki duygularımla çok ağır şeyler yazmış olabilirim. Ama artık bunları söylemem gerekiyordu.

Bir tek çocuk hiç bir zaman "Ailem benimle daha çok ilgilenir" diye sevinmez. Bunun bazen çok ağır yönleri vardır. Sürekli onunla ilgilenirken ona zarar verebilir. Yaşadım...

Bir tek çocuk hiç bir zaman "Herşey benim,herşey bana ait." diye sevinmez. Paylaşmanın da çok güzel yönleri vardır. Paylaşmak sadece madden değildir.Maneviyatta da paylaşım yapılabilir. Ve bazen öyle şeyler yaşarsın ki senin hissettiğini ancak kardeşin hisseder bilirsin. Ama hiç bir şey yapamazsın. Yapamadım...

Bir tek çocuk hiç bir zaman "İleride büyük okullarda okuyup iyi yerlere geleceğim ailem sadece bana ayırıyor parasını." diye sevinmez. İleride çocuklarımın teyzesi,halası,amcası,dayısı olacak mı diye düşünür. İleride en mutlu anımda yanımda mutluluğumu paylaşan bir kardeşim olsaydı, en zor zamanımda elimden tutacak bir kardeşim olsa ydı diye düşünür. Düşündüm...

Bir tek çocuk hiç bir zaman "Tüm kıyafetler,tüm hediyeler, tüm eşyalar bana alınır." diye sevinmez. Çünkü kardeşle kıyafet kavgası yapmanın tadını merak eder. Çünkü kardeşinin olan eşyayı kullanmak nasıl bir duygudur bilmez. O duyguyu bilmemenin acısını çeker... Çektim...

Bir tek çocuk hiç bir zaman "Amaan olsun benim de arkadaşlarım var çevrem var onlar kardeşimin yerine geçer." diye düşünmez. Çünkü bilir aslında öyle olmayacağını. Çünkü onlarla kurduğu iletişimin kardeşle kurulan iletişim gibi olmayacağını bilir. Aslında bilmediği bir şey daha vardır. Kardeşle nasıl konuşulur? Neler  yapılabilir? Nasıl iletişim kurulur? O nasıl bir histir? Onunla birşeyler yapmak nasıl bir duygudur?... Bilemedim...

Şimdi benim küçük meleklerim hayatta olsalardı eminim yaşadıklarımı daha kolay atlatabilirdim. Akşam eve geldiğimde koltuk kavgası yapabileceğim biri olabilirdi. Anne ablam benim şalımı almış diye beni şikayet eden biri olabilirdi. Evde bir hareket bir tatlı telaş olabilirdi... Ya merak ediyorum kardeşi olanlar birlikte yaşadıklarının ne kadar büyük nimet olduğunu biliyorlar mı? Bilmiyorlarsa gerçekten çok yazık...

Rüyamda gördüğüm meleğim nasıl güzeldi. Bana bakıyordu. Pırıl pırıl,yakışıklı bir delikanlıydı. Keşke yine rüyama girebilse. Onu gördükten sonra haftalarca kendime gelemedim. Ama buruk bir sevinç olmuştu içimde. Biliyorum ki onlar bir yerlerde bana destek oluyorlar. Ablalarının daraldığını hissediyorlar. Ve bana dua ediyorlar. Rüyamda da söylemişti zaten meleğim. "Ablam canını sıkmasın içini ferah tutsun her şey düzelecek istediği gibi olacak." demişti.

Allah rahmet eylesin size meleklerim... Sık sık rüyama gelin olur mu :(

Çok uzun bir yazı oldu ama yıllardır içimde birikenleri ancak bu şekilde anlatabildim. Daha anlatılacak çok şey var ama neyse...

Hadi ben kaçar....

11 Ocak 2012 Çarşamba

Evet, Hayat Hep Son Sözü Söyler Ama Benim De Cümlelerim Var...

"Çok ağladım diye sevdiğim o filmi
Yine yeni baştan izlemek gibisin
Senle ilgisi yok, yok bilmelisin
Ben acıyı seviyorum sebebi bu

Çok sevildim
Öyle sandım

Çok da sevdim
Belki yanıldım

Çok yanan en çok bilense

Acılara gülümseyen anılarım
Arsız duygularım var
Evet hayat hep son sözü söyler ama
Benim de cümlelerim var"





Merhabalarr....


Yine bir Funda Arar şarkısıyla karşınızdayım:) Aman ne değişiklik:))


Bu şarkı ilk çıktığında ben daha 8. sınıfa gidiyordum.
Yani aradan neredeyse 8 yıl geçmiş. Anaa oldu mu o kadar ya?


Ve kaç kez dinlersem dinleyeyim bıkmıyorum bu şarkıdan. Bıkamıyorum. Çünkü içinde kendimden çok şey buluyorum.


"Senle ilgisi yok, yok bilmelisin
Ben acıyı seviyorum sebebi bu"



Evet. Acı çekmemin kimseyle bir ilgisi olmaz genelde. Ben kendim kaşınırım. Herkesi kendim gibi zannederim. Herkese iyilik yapmaya çalışırım. Bildiğim düşmanım da yok yani. Ama yine de bazılarını bu durum rahatsız ediyor beni üzmeye çalışıyor. Ama ben buna rağmen bu huylarımdan vazgeçemiyorum.




"Çok sevildim
Öyle sandım

Çok da sevdim
Belki yanıldım

Çok yanan en çok bilense"



Çok sevildim etrafımdaki insanlar tarafından. Ya da ben öyle sandım. Yüzüme gülüp arkamdan iş çevirenler oldu hep. Ama kendi kazdıkları kuyulara genelde kendileri düştüler. Hem de defalarca...


Çok da sevdim insanları. Kimse için ayrımcılık yapmadım. Anında kaynaştım. Belki de yanıldım. Çünkü kime değer verdiysem onun dikenlerini yedim.


Ve bu doğrultuda hep çok yanan en çok bilen oldu.


İşte bütün bunların sonucunda ;


"Acılara gülümseyen anılarım
Arsız duygularım var
Evet hayat hep son sözü söyler ama
Benim de cümlelerim var"



Evet... Yaşadığım her şeye rağmen, tüm sıkıntılarımın içinde beni gülümseten anılar biriktirdim. Benim hayata tutunmamı sağlayan sebepler edindim. Yoksa bugüne kadar yaşadığım bir çok zorluğa göğüs geremeyebilirdim.


Hah şimdi yaşın kaç başın kaç diyebilirsiniz ama ben zamanında yaşımın kaldıramayacağı şeyler yaşadım. Ailemde yaşadığım büyük sağlık sorunları sebebiyle boyumdan büyük sıkıntılarla boğuştum. Tabi hayatımdaki gerçek insanları da gördüm bu sayede.


Şimdi çok şükür o sıkıntılarım büyük ölçüde geçti. Ama bir boşluk bir acı var ki onun yeri hiç bir zaman dolmayacak...


O da bir daha ki post konusu olsun o zaman.


Şimdilik ben kaçar:))))

10 Ocak 2012 Salı

Adın Şans Olsa Da Neye Yarar Şansın Yoksa?

Evet bugünümü anlatan söz bu. Funda Arar'ın Affet isimli şarkısından bir parça.


Neye elimi atsam kuruyor yahu.


Tam bir şeye ümit bağlıyorum hop engel çıkıyor.


Tam hah işte sonunda buldum diyorum hop ortadan kayboluyor.


Tam evet bu sefer kaybeden ben olmayacağım diyorum hop bi bakıyorum kendim bile kaybolmuşum.


Yok ya ben artık küstüm oynamıyorum...


Son zamanlarda hiç bir işimin yolunda gitmediğini acı bir şekilde farketmeye başladım.


Hiç bir şeyin istediğim gibi olmadığını görüyorum maalesef.


Eeey depresyon aç kollarını ben geliyorummm...





"Korkma belki tekrar gelirsin dediler bana


Sebeplenirsin kıyısından köşesinden


Yanaşabilirsen bu limana ne ala


Adın şans olsa da neye yarar şansın yoksa


Ne diyelim kötü dünya fani dünya


Ne bize yarar ne de sana ne ala"



7 Ocak 2012 Cumartesi

Kafama Takılan Şeyler...

Yine been...

Bazen etrafımda olup bitenlere yetişemiyorum. Algılayamıyorum. Hayır bunun sebebi benim zekam falan değil. Aptal değiliz yani:)

Sorun şu. Etrafımdaki bir çok şey beni oldukça rahatsız ediyor. Bunlardan başta geleni ise teşhircilik.
Özellikle kadınlar doğrultusunda olan.

Neden her yerde açık saçık kadın resimleri var?
Neden bunşara talep çok?
Neden çok normal karşılanıyor bir kadının açılıp saçılması?
Neden sakıncalı şeyler olması gerekenlere tercih ediliyor?
Neden kadınlık bu kadar aşağılanıyor?

Televizyonlarda açık seçik bir sürü kadın resmen nesne olarak kullanıyorlar. Belli bir karakterleri yok sadece araç oluyorlar. Çok yazık...

Mesela... Bol +18 sayılabilecek yapımlar normal olanlara tercih ediliyor. Nerede bir tecavüz, cinsel içerikli yapım varsa o tutuluyor.

Mesela... Bol dekolteli bir hanım bir toplulukta pohpohlanarak ilgi odağı olurken, daha üstruplu olan gericilikle suçlanıyor.

Mesela...Sırf başı kapalı diye hor görülen kadınlar var. Ama emin olun ki onlar (yani biz) bu horlamayı umursamıyorlar bile.

Hani çok bahsediyoruz ya Laiklik'ten, eşitlikten,özgür olmaktan,hürriyetten...

Nerede kalıyor bunlar kapalı hanımları eleştirirken onları dar görüşlü olarak yansıtırken? Hı?

Hayır elbette açık olan insanları suçlamıyorum hor görmüyorum sonuçta 9 ay öncesine kadar bende açıktım. Ve herkesin kendi tercihi. Aa sen açıksın sen kapalısın diye bir ayrımı asla yapmam ikisini de tercihlerinden dolayı küçümseyemem. Benim derdim şu; Eşitlikten bahseden insanların kapalı hanımlara küçüseyici gözlerle bakması.

Bu durumu çok yaşadım. Hayır umrumda olması aldırış etmedim ama çok saçma geliyor bana.

Açıkken yanımda olan bir çok insan kapandığımda benimle daha az görüşmeye başladı :))

Bana gerçek yüzlerini gösterdikleri için minnettarım kendilerine:)

Neyse uzatmayayım. Sözün özü;

Laikliği,eşitliği, hürriyeti, özgürlüğü savunan çoğu çağdaş(!), düşüncelere saygılı kişi buu tarz davranışlarla kendilerini savundukları şeyin dışına atıyorlar. Esas gericiliği dar görüşlülüğü o zaman kendileri yapıyorlar bilsinler yani.


Amaaannn neyse... Anlamayacaklar nasılsa gerici olacağız yine....

Mini Mini Bir Kuş Donmuştuuuu

Eveeet nihayet yine bir Cumartesi gecesine kavuşmuş bulunmaktayım...

İş yerindeki düzenlememiz sebebiyle bugün ben çalıştım. Amaa önümüzdeki 2 Cumartesi çalışmayacağım nihohahaha :)))

Tüüüm gün ofiste yalnız olmam sebebiyle ortamda bir ses olsun diye televizyon açtım.

Ve farkettim ki ben hiç TV izlemiyormuşum yahuu...

Çok ilginç tespitlerim var. Magazin alemi de sallanıyormuş meğer.

Çok açık yakaladım çoookk...

Kısa günün analizi aşağıda :D

*Star TV yeni yayın dönemine geçip tüm ekran yüzünü A'dan Z'ye değiştirdi. Kendini geliştirdi. Çok da beğenmiştim. Taa kiiii bugün açıklarını yakaladım nhahahah yaşasın kötülüüükk:)
Şimdi bu abiler hani logolarını ıvırlarını zıvırlarını değiştirdiler ya. Ben bir programa denk geldim. Pasaport diye. Yeni bölüm tabi. Amaaa amaaa el kartları mikrofon süngerleri falan hep eski logolu. Ha şimdi eee ne var bunda bu kadar abartılacak diye. Banane maksat gıcıklık olsun:))

*CNN Türk'te yemek yapan bir vatandaş var. O zat-ı muhterem çok güldürdü bugün beni. Körili tavuk yaptı abimiz. Pişirdi tüm yemeklerini. Geçti sofranın başına. Söylediği cümle aynen şu: "Kışkırtıcı bir lezzet istiyorsanız tavuğa biraz laaymmnnn sıkın"...Bunu söylerken de limon sıkıyor. Abicim ne kasıyosun kendini bu kadar. Limon de gitsin:)))

*Ne kadar çok magazin programı varmış yahu. Hatta Demet Akalın eski kocamtrak sevgilisyle pişti olmuş. Sinan akçıl o bed sesiyle konser bile vermiş. Bir de bizimkiler ben evde şarkı söyleyince sus derler hıh.

*Akşam eve gelirken minibüse bindim. Pek tekin bir yerden binmediğim için tedirginim. Ve minibüste tek bayan benim. Sonra bir baktım aynadan böyle pardesülü biri oturuyo. Tam oh iyi tek ben değilmişim diye sevinecektim kiiii o pardüseli zatın kendim olduğunu anlamış bulundum.

*Yalnızken çok fazla yiyip içesim geliyor.

*Diğer insanlar can sıkıntısından şişelerin dibine vururken ben çay sebilinin dibine vurdum. Ha bir de limonlu soda şişelerinin.

*Yeni Türkü Olmasa Mektubun'u ne kadar eskirse eskisin yine de dinlerim sanırım.

*Yaz gelsin ve bu yağmurlu havalar sağlığımı daha fazla etkilemesin istiyorum.

*El ele göz göze bir çift gördüm ve onlara peeeh dedim içimden yüzlerine karşı. Çok yalan geldiler bana.

*Evet farkettim çok konuşuyorum:))

Neyse hadi bu postu bir minik kuşla bitireyim. Malum şu sıralar keçelerimle aşk yaşıyorum. Bugün de bir tombik kuş yaptım. Aldığım kilolar mı beni buna itti bilmiyorum ama bence çok şeker oldu:)



Nasıl ama şeker değil mi ya:)))

E hadi susayım artık:)))

6 Ocak 2012 Cuma

Sağım Solum Keçe:))

Merhabalar...

Son zamanda yaşadığım bazı şeyler, hayatımın monotonluğu vs. vs. derken iyice bunalmıştım.

Kafamı dağıtacak birşeyler yapmam gerekiyordu.

Ne yapacağımı kara kara düşünürken aklıma keçe ile figürler yapmak geldi...

Tabi hemen icraata geçtim. Hatta geçenlerde burada da bahsetmiştim.

Yaşadığım ilçede keçe namına hiç bir şey bulamayınca internetten almaya karar verdim. pasaj.com'dan siparişimi verdim. Satıcının hızlısına denk gelmiş olacağım ki siparişlerim 24 saat dolmadan elime ulaştı.

Büyüüük bir heyecanla akşam oturdum. Tabi henüz acemilik eserlerimi çıkarıyorum ama yine de acayip mutlu ediyor beni...

Şimdi ekleyeyim yaptıklarımı...

Bu kalp ilk ürünüm. İçinde lavanta tohumları var mis gibi lavanta kokuyor.


Bu siyah kalp aslen bir broş:) Arkasında minik çengelli iğnesi var üstüne minik kalpler yaptım. Ve bugün kullandım bunu. Siyah bir hırka giymiştim onu tutturmak için kullandım. Şahsen ben şeker olduğunu düşünüyorum :)))


Bu Hello Kitty'i de iş yerimden çok sevdiğim bir ablamın kızı için yaptım. Çok seviyormuş Hello Kitty'i. Bıyıklarını biraz daha geriden yapmalıymışım ama farkettiğimde geri dönüşü pek mümkün değildi:)Aslında bu kedicik taç olacak daha. Az önce bitirdim de kendilerini. Şimdi siyah ince bir taç bulup bunu üstüne tutturmak kaldı bir tek.


İşte böyle... Keçe ile uğraşmayı kesinlikle tavsiye ediyorum. Acayip eğlenceli acayip dinlendirici. Ve karşılığında sevimli şeyler çıkınca da mutlu oluyor insan:)

Yeni figürlerle görüşmek üzere:)))))

5 Ocak 2012 Perşembe

Günün Sözü...

"ŞEKER küpü olarak doğduğumu 


söyledikleri bu hayata, NEŞE küpü olarak devam ettim bir 


zaman.. Sonra ZEKA küpü


oldum birden, derken, SABIR küpü.. Nihayetinde şimdilerde


 SİNİR küpü gibiyim.. 


Ve sonumdan endişeliyim...."




Evet evet. Bugünlerde beni en iyi anlatan söz bu sanırım.


Güzel bir gün geçirmek ümidiyle...

4 Ocak 2012 Çarşamba

Macaron-Macarof :D

Aslında buu postta sizi  şahane macaronlar bekliyordu.

dünden kafamda tasrlamıştım.

 Pembe ve mor yapacaktım.

Bugün tüüüüüüüm hazırlıklarımı yaptım.

Eve geldim. Veee girdim mutfağa. Nette bulduğum tüm tariflerin içinden bir tanesini seçtim...

Başladım yapmaya.

Harcı yaptım tabi..

Amaaaaaaaa amaaaa iş krema torbasıyla sıkmaya gelince bir türlü olmadı. Neyse zor zahmet onu da hallettiiim. Sonra sürdüm bunları fırına.

Bir güzel kabarmadılar. Hele etekleriii hiç oluşmadı.

Yani kısacası bu macaronlar benimle dalga geçti. Daha da tövbe uğraşmam.

Een yakın Divan pastanesini ziyaret ederim yine yapmam:)

Şimdi beniim yapmış olduğum macaronlar yerine bu güzellikleri paylaşayım sizlerle...







3 Ocak 2012 Salı

Şeker Hamurlu Kurabiye

Şeker hamurlu kurabiyeyi geçen Şubat ayında 8 yıllık sınıf arkadaşım,sıra arkadaşım,dostum,kardeşim,nazımı çeken, türlü saçmalıklarıma dayanan, ben kendimi bıraktığımda bile beni bırakmayan hatun kişi için yapmıştım. Bu sürprizime çok şaşırmıştı... Canım benim:) 


Şeker Hamuru İçin;


450 gr. marshmallow şeker (BİM'den almıştım ben pembe ve beyaz Haribo'nun)
4 yemek kaşığı su
500 gr. pudra şekeri
Bir çimdik tuz

Marshmallow şekerleri cam bir kaseye boşaltın. Bir tencereye biraz su koyup, cam kaseyi üzerine oturtun. Orta ateşte ara sıra karıştırarak marshmallow şekerleri eritin. Burda dikkat edilmesi gereken; şekerlerin çok fazla erimemesi ve içlerine sıcak su kaçmaması. Eriyen şekerlere su, tuz ve pudra şekerinin yarısını ekleyip, karıştırın. Yalnız 500 gr pudra şekeri yetmeyebiliyor. İlave etmek gerekebiliyor. Yoğurma kabının dibine bolca pudra şekeri dökün. Eriyen şekerleri yoğurma kabına alın ve yoğurmaya başlayın.Ele yapışmayan ama yumuşak kıvamlı bir hamur olcak. Yoğurduğunuz şeker hamurunu strech filme sarıp beklemeye alın.
Böylece hem pembe hem beyaz şeker hamurunuz oluyor.

Kurabiye için sevdiğiniz tercih ettiğiniz bir kurabiyeyi alabilirsiniz. Ben zencefilli yapmıştım.

1 pk. margarin
1 sb. pudra şekeri
1,5 tatlı kaşığı zencefil
Vanilya
Aldığı kadar un.

Kulak memesi kıvamında bir hamur elde etmiştim.

Zamanım kısıtlıydı o yüzden ben çok şekilli yapamadım.

Kurabiye hamurunu merdane yardımıyla açtım. Su bardağıyla yuvarlak hamurlar çıkardım. Piştikten sonra şeker hamurlarını açtım. Yine bardakla kestim. Şeker hamurunu kurabiyenin üzerine şekerli suyla yapıştırdım. Pembe zemin yaptıysam beyazdan, beyaz zemin yaptıysam pembedeb süsler yaptım üzerlerine. Ne güzel anlattım değil mi:)))


İşte resimler



Yılın Şarkısı

Evet böyle bir konu açmak istedim nedense...


Geçtiğimiz yıl içerisinde en çok dinlediğim şarkı Mustafa Ceceli- Şarkı olmuştu...


Şimdi ofiste yalnız başıma bunalımlara girerken tekrar dinlemek istedim "Şarkı"yı...


Evet evet kendileri benim nazarımda yılın "Şarkı"sı seçilmiş bulunmaktadırlar.


Mustafa Ceceli'nin tüm şarkılarını çok severim ama bu çok başka geliyor bana.


Şu an bilmem kaçıncı kezdir dinliyorum hazır ofiste kimse de yok "Yeter depresyona girdik" diyecek:)))




Evet şimdi hep beraber ne diyoruz?


"Uyuduuuuum ben büyüdüüüüüm beeen 
Yüreğini niye pişmanlık sarıyooooorrr
Her lokmaaaam sen her yuduuum seeen
Ne yapıyor ne ediyor gönül sana varıyoooorr


Gidişinii ben aanca anca hazmettiiim
Aramızdaki ince farkı farkettiiiiiim
Bir yere kadaaar demiştin
Ben o yere kadar direndiiim
Seni bana yazılmış bi şaaarkı zanneeettiiim. "